Bin Misket Teorisi

kapakdosyasi_1.jpg
Yoğun bir iş temposundan sonra arabasına binen genç adam radyoyu açarak o an yayınlanan müzik parçası ile biraz rahatladığını hissetti. Müziğin ardından yaşlı bir adamın konuşmasıyla gayri ihtiyari radyoyu kapatmak istedi. Ama birden durdu. İlginç bir teoriden bahsedeceğini söylüyordu yaşlı adam. ”BİN MİSKET TEORİSİ”ni anlatacaktı. Merakla dinlemeye başladı.”Bir gün oturdum ve biraz aritmetik yaptım. Ortalama bir kişinin yetmiş beş yaşına kadar yaşadığını varsaydım. Biliyorum, bazıları daha çok, bazıları da daha az yaşar. Ama biz yetmiş beş sene yaşadığını düşünelim. Bir yılda 52 hafta olduğu için, 75’i 52 ile çarptım ve ortalama ömre sahip bir insanın tüm hayatında yaşayacağı Cumartesi sabahı sayısı olarak 3900 rakamına ulaştım. Şimdi beni iyi dinleyin. En önemli kısmına geliyorum. Bütün bunları ayrıntı olarak düşün-meye elli beş yaşında başlamıştım. Yaptığım hesaba göre bu yaşa kadar 2180’in üzerinde Cumartesi yaşamıştım. Ve eğer yetmiş beş yaşına kadar yaşarsam, yaşayacağım Cumartesi sayısı sadece bin adet olacaktı.Bir oyuncak dükkanına gittim ve elindeki tüm misketleri aldım. 1000 adet misketi bir araya getirebilmek için üç tane daha oyuncakçı dükkanını ziyaret ettim. Bunları eve getirdim ve atölyemdeki radyomun yanında duran büyük, şeffaf bir
kavonozun içine hepsini doldurdum. O günden sonra, her Cumartesi kavanozdan bir tane aldım. Misketlerin azaldığını gördükçe, hayatımdaki önemli şeyleri daha fazla DÜŞÜNMEYE başladım. Anladım ki, dünyadaki zamanımın akıp gittiğini akıp gittiğini seyretmek kadar önceliklerimi düzene koymamama hiçbirşey yardım edemez. Yaşlı adamın anlattıkları öylesine etkiliydi ki, genç işadamı adeta dünyadan kopmuş, radyoya kilitlenmişti.Yaşlı adam şu cümlelerle konuşmasını tamamladı: “Programı kapatmadan önce size son bir şey daha anlatacağım. Bu sabah kavanozun içindeki son misketi de aldım. Eğer önümüzdeki cumartesiye kadar yaşarsam, bana biraz daha zaman verilmiş olacak. Unutmayın, hepinizin kullanabileceği en önemli şeyi biraz daha zamandır. ”Yaz böyle de vam edip gidiyordu farkındamısınız bilmiyorum ama bizi meşgul eden o kadar oyun var ki. Önemli yada önemsiz ama biz bunların arasında kaybolup gittiğimizi fark edemiyoruz bile… İşin garibi fark ettiğimiz anda “şu işimi de bitireyim ondan sonra…” diye erteliyoruz… dimi? Hadi arkanıza yaslanın... Derin bir nefes alın… Hayatınızda önemli olan dostlarınızdan birinin telefonunu çaldırın… Ya da cıvıl cıvıl sesinizle “ALO” deyin… Gülümseyin… Mutluluğunuzun kalıcı ve bulaşıcı olması dileğimizle ...